


CHP’nin ‘Kıvılcımı’ konuştu: Kemal Anadol’dan Kılıçdaroğlu için sert sözler
“Ortanın solu”nun sahadaki en güçlü isimlerinden biri olan Kemal Anadol, 12 Mart’tan 1 Mart Tezkeresi’ne kadar uzanan siyasi tanıklığını, CHP içi mücadeleleri ve Türkiye’nin kırılma anlarını OdaTV’ye anlattı:
“Tabii ben yanlıyım değerlendirme yaparken. Kendi görüşlerimi söylüyorum. Baykal’ın uzun süren genel başkanlık döneminde son 10 senesi en yıprandığı dönemdir. Fakat ilginçtir, en tutarlı olduğu dönem de son 10 senesidir. 1 Mart tezkeresi Baykal olmasa geçerdi. Mayın Temizleme Yasası, Baykal olmasa geçerdi. Yasa geçti ama 4 maddelik yasa bizim direnmemizle 3 ayda geçti. Baykal, “Anayasa Mahkemesi’ne CHP olarak gitmeyelim. Milletvekili olarak gidelim” dedi. İlk ve son defa Anayasa Mahkemesi’ne verilen dilekçede Deniz Baykal, Bahçeli ve Selahattin Demirtaş’ın aynı metinde imzası oldu. Ve iptal ettirdik yasayı.
Baykal’ın en büyük yanlışı, o 10 senedeki güç zehirlenmesi. Bu mevcut tüzüğü getirdi. Yani parti meclisinin içinden seçim yerine kendi atadığı adamlardan oluşan bir MYK ve atadığı adamları azil yetkisi de var. Kim o zaman genel başkana hayır diyebilir? Ve Baykal bunu kurultaydan geçirdi. Ben oy vermedim ve dışarı çıktım. Ama yerel seçimler var diye tecrübesiyle yürürlüğünü bir sene erteledi. Sonra istifa meydana geldi.
Önder Sav, Genel Başkan adayı aramaya kalktı. Tabii Genel Başkan, Wikileaks’in Belgelerinde yazdığı gibi belli. Amerikan Büyükelçisine Dışişleri Bakanı Hillary Clinton şifreli mektup yazıyor. “Baykal defedilip gönderilecek. Yerine Kılıçdaroğlu gelecek” diye. Bunları Onur Öymen kitabında yazdı ve yalanlanmadı. Kılıçdaroğlu’nun haberi bile yoktur. Kılıçdaroğlu’nda kendilerine uygun bir nitelik buldular.
İsmini söyledikleri an itiraz ettim.
Bizi satar bu adam, yapmayın dedim. Arkadaşlar,
“Baykal geri dönme hazırlığında. Başka çare kalmadı. Sen fazla itiraz etme” dediler. Benim kurultay başkanı olmamı istediler. Atatürk’ten fazla rey aldı adam.
Hayatında hiçbir çaba harcamadan tırmanan onun gibi bir politikacı yoktur. Tansu Çiller’e, daha sonra da DSP’ye gitmiş, Rahşan Hanım’dan olumlu yanıt alamamış. Ardından, önce CHP’ye üye oldu. İş Bankası İdare Meclisi Üyesi oldu. Ne demek biliyor musunuz İş Bankası? Kârdan hisse veriyorlar size. Ondan sonra milletvekili oldu merkez yoklaması ile. Grup Başkan Vekili oldu. İstanbul Büyükşehir belediye başkanı adayı oldu. Ve genel başkan oldu. Karşısında rakip yok. Bu kadar çabuk tırmanan birisi tarihte yok. Atatürk için bile yükselmek bu kadar kolay değildi. Kılıçdaroğlu’nun kafası, İkinci Cumhuriyetçilerle çakışmaktadır.
“CHP’DE PARTİ İÇİ DEMOKRASİ KALMADI”
-Siz neden şüphelendiniz de Kılıçdaroğlu’nu onaylamadınız?
Grup başkanvekiliydi yanımda. Oradan tanıyorum. En kıdemlileri benim. İdeolojik bakımdan adamın CHP’nin geçmişi ve Dersim isyanı ile ilgili ön yargıları var. Hep bir gizemli tavrı var. Bir danışman kadrosu var. Ülkücü, FETÖ’cü, hapishaneye giden, Avrupa’ya kaçan, kendi danışmanıyken Süleyman Soylu’nun danışmanı olan…
Yurt dışındaki danışmanlar Kılıçdaroğlu’nun ağzından hiç düşmez. O danışmanlar partinin 14. katında. Cumhuriyet Halk Partisi’nin genleriyle oynama laboratuvarına çevirdi orayı. Grup başkanvekili seçiminin gizli oy ile yapılmasını da kaldırdı. Son döneminde tayin çıkardı. Ve gruptan da hiç ses çıkmadı. Sen ne yapıyorsun diyen olmadı. CHP içinde bir “ŞZD” (Şimdi zamanı değil) hizbi oluştu. Ağzını açanın ağzı kapatılıyor. “Tayyip Erdoğan geliyor. Ne yapıyorsunuz şimdi? Saraydan para mı alıyorsun?” deniyor.
Yılmaz Hoca’ya söz veriyor “Anketlerde sen çıkıyorsun seni aday göstereceğiz” diye. “Belediye başkanlarını topla Eskişehir’de” diyor, CHP’li belediye başkanları geliyor. Yılmaz Hoca da ilan edecekler diye bekliyor. Hiçbir şey söylemeden oradan ayrılıyor. Ertesi günü Ekmeleddin İhsanoğlu’nu açıklıyor. Gitti Türkiye’nin 5 senesi. “Gel bakalım Muharrem” ile 5 sene daha gitti. Eğer İmamoğlu veya Mansur Yavaş’tan birisi aday olsaydı Tayyip Erdoğan yoktu bugün. 5 sene de öyle gitti. Türkiye’nin 15 senesini heba oldu. Partinin değil.”